SignalGate: ABD İçin Büyük Bir Siber Güvenlik İhlali Mi?
Geçtiğimiz günlerde ABD’de ortaya çıkan bir OPSEC (operasyon güvenliği) skandalı, ülkede ve dünyada yeni bir tartışmanın fitilini ateşledi. ABD yönetiminin üst düzey yetkilileri tarafından Signal adlı mesajlaşma uygulamasında "Houthi PC small group" adıyla kurulan grupta, Yemen'deki Husi hedeflerine yönelik askeri saldırıları planları paylaşıldı. Buna ek olarak daha büyük skandal ise bu “çok gizli” gruba yanlışlıkla The Atlantic dergisinin genel yayın yönetmeni Jeffrey Goldberg’in de dahil edilmesiydi.
Bazı kaynaklarda SignalGate olarak tanımlanan bu olayda en kritik konu kullanılan platformun kendisi ve kurulan gruptaki konuşmalardı. Trump’ın Ulusal Güvenlik Danışmanı Mike Waltz tarafından oluşturulan grupta Savunma Bakanı Pete Hegseth, Başkan Yardımcısı JD Vance, Dışişleri Bakanı Marco Rubio, CIA Direktörü John Ratcliffe, Ulusal İstihbarat Direktörü Tulsi Gabbard ve başka üst düzey ulusal güvenlik yetkilileri de dahil toplam 19 kişi olduğu açıklandı.
Ne yaşandı?
Skandalı açığa çıkaran Jeffrey Goldberg, 11 Mart günü Mike Waltz'dan geldiğini düşündüğü bir Signal mesajı aldığını ve daha sonra 13 Mart'ta "Houthi PC small group" adlı gruba eklendiğini belirtti. Goldberg başlangıçta bunun bir şaka veya aldatmaca olduğunu düşündü, ancak mesajların içeriği ve katılımcıların kimlikleri, durumun ciddiyetini gösteriyordu.
Yayınlanan bilgi ve görsellere göre ABD’nin en kritik devlet adamlarının yer aldığı bu grup içinde, Yemen’deki Husi’lere yönelik planlanan saldırılar hakkında ayrıntılı bilgiler paylaşıldı. Savunma Bakanı Hegseth, 15 Mart'ta saldırıların zamanlaması, kullanılacak uçak türleri ve hedefler hakkında spesifik bilgiler gönderdi.
The Atlantic tarafından içeriği yayınlanan sohbette, Hegseth'in F-18 uçaklarının, MQ-9 dronlarının ve Tomahawk füzelerinin hedeflerine ulaşması beklenen saat dahil olmak üzere çeşitli hassas askeri operasyon bilgilerinin ifşa olduğu görüldü. Sohbet sonrasında 15 Mart günü, tam da planlanan saatlerde, Yemen’in başkenti Sana’da patlamalar yaşandı ve katılımcılar grupta karşılıklı tebrik mesajları paylaştı.
Skandala dair tepkiler
Güvenlik uzmanları ve siyasetçiler, Signal üzerinden ulusal güvenlik operasyonlarının koordine edilmesinin Amerikan Casusluk Yasasını (Espionage Act) ihlal ettiği yönündeki endişelerini dile getirdi. (1917 yılında yürürlüğe giren Casusluk Yasası, ABD ulusal savunmasına zarar verebilecek veya yabancı bir ülkeye yardım edebilecek hassas bilgilerin yetkisiz bir şekilde saklanmasını ve yayılmasını suç saymaktadır)
Uzmanlar ayrıca, anılan Signal grubunda mesajların bir veya dört hafta sonra silmek üzere yapılandırıldığı ve bundan dolayı bu grup sohbetinin hükümet işleriyle ilgili iletişimlerin saklanmasını gerektiren Federal Kayıtlar Yasası’nı ihlal etmiş olabileceğini de söylediler.
Buna ilaveten, bir gazetecinin bu gruba dahil edilmesinin de “gerekli izin olmaksızın bir kişiye hassas bilgilerin yasa dışı olarak ifşa edilmesi” anlamına gelebileceği belirtildi. Zaten en çok tartışılan konulardan biri de bu oldu.
Olayın sorumlusu olarak görülen ve 25 Mart'ta, Beyaz Saray'da düzenlenen bir etkinlikte konuşan Waltz, Goldberg ile hiçbir zaman etkileşimde bulunmadığını ve onu tanımadığını söyledi. Hatta Waltz, Goldberg'in bir şekilde kendisini Signal sohbetine eklediğini veya söz konusu olayda güvenlik ihlaline yol açan başka bir teknik aksilik olduğunu öne sürdü. Goldberg ise kendisinin gruba 11 Mart günü Waltz tarafından alındığına dair elinde kanıt olduğunu söyledi.
Senatörler ve üst düzey siyasetçiler, yaşanan olayın “yakın tarihin en çarpıcı askeri istihbarat ihlallerinden biri” olduğunu belirttiler. Ayrıca bazı istihbarat ve ulusal güvenlikten sorumlu temsilciler meclisi üyeleri, ABD’nin üst düzey ulusal güvenlik yetkililerinin şifreli ve güvenli olsa da ticari amaçlı olan bir mesajlaşma uygulaması aracılığıyla hassas bilgileri paylaşmasını sakıncalı bulduklarını ifade ettiler. Olan bitenlerin büyük ulusal güvenlik ihlallerine yol açabileceğini söylediler.
Başkan Donald Trump, başlangıçta bu olaydan haberdar olmadığını belirtti ve daha sonra bu durumu "ciddi olmayan tek bir aksaklık" olarak nitelendirdi. Savunma Bakanı Hegseth, medyayı suçlayarak "kimse savaş planlarını paylaşmadı" dedi ve paylaşılan bilgilerin gizli olmadığını savundu. Beyaz Saray Basın Sekreteri Karoline Leavitt ise, grupta savaş planlarının tartışılmadığını ve gizli materyalin paylaşılmadığını belirtti. Ulusal İstihbarat Direktörü Tulsi Gabbard ve CIA Direktörü John Ratcliffe de Senato'da söz konusu bilgilerin hiçbirinin gizli olmadığını ifade ettiler.
Yaşananlar siber güvenlik ihlali mi?
ABD’nin en üst düzey isimleri, ülkenin hassas askeri harekat ve operasyonlarına dair iletişim kurmak için Signal adlı şifreli mesajlaşma uygulamasını kullanmaları bir OPSEC ihlalidir. Hatta bu yapılanlar, ulusal güvenliği olumsuz etkileyebilecek sonuçlar doğurabilir. Çünkü, bu uygulama ABD hükümeti tarafından gizli bilgilerin iletilmesi için onaylanmış bir platform değil. Haliyle bu durum ülkede, hassas bilgilerin güvenliği konusunda ciddi endişelere yol açtı. Üstelik toplantıda olmaması gereken bir gazetecinin de gruba alınması sonrası ihlalin boyutu daha da büyüyor. Olayın SignalGate olarak adlandırılmasının nedeni de bu ihlallerden kaynaklı.
Sıradan bir güvenlik personeli, federal kolluk kuvveti mensubu ya da bir istihbarat memurunun bile yapmaması gereken eylemi, anılan kurumların en tepesindeki isimlerin yapması da skandalın bir diğer boyutu. Signal veya başka bir üçüncü taraf uygulamasında kritik görevdeki kişilerin hassas görevler için kullanması, pek çok manada güvenlik ihlali anlamına geliyor.
Konunun siber güvenlik ihlali olarak değerlendirilmesi ise Signal’in ve kullanılan iletişim cihazının olası güvenlik açığını barındırmasıyla ilişkilidir. Bu anlamda, Rusya veya Çin istihbarat servisleri bünyesindeki APT gruplarının, Signal’deki veya uygulamanın kullanıldığı iOS, Android, Mac veya Windows cihazlarındaki olası bir sıfırıncı gün (0-day) açığını kullanıp siber casusluk faaliyeti yürütmesi ihtimalini göz önünde bulundurmak gerekir.
Anılan devletlerin geçmişte en güncel işletim sistemlerine sahip mobil cihazlara veya bilgisayarlara sızarak siber casusluk faaliyetleri gerçekleştirdiğini biliyoruz. Hatta Rus askeri istihbarat servisi GRU’ya bağlı Sandworm grubunun geçtiğimiz ay Ukrayna ordusunu Signal’deki bir açığı kullanarak hedef aldığı tespit edilmişti.
Her ne kadar Signal, benzer uygulamalar olan WhatsApp, Telegram veya Messenger gibi platformlardan şifreleme sistemi, veri saklama ve gizlilik açısından güvenli olsa da hassas devlet iletişimleri için kullanılmaması gerekir. Bu konuyu belki de en iyi bildiği düşünülen federal kurumlarının yöneticilerinin böylesi bir skandala imza atması da tartışmanın diğer boyutu oluyor.
Böylesi güvenlik ihlallerine ordu, istihbarat ve güvenlik bürokrasisinin liderleri ve yöneticilerinin neden olması sadece ABD’ye özgü değil elbette. Geçtiğimiz yıl Almanya ordusundaki bazı kuvvet komutanlarının, generallerin ve subayların Webex platformunda yaptıkları toplantıların Ruslar tarafından dinlenmesi ve sızdırılması olayı yaşanmıştı. Bu skandal da önce Almanya’da sonra dünyada tartışma konusu olmuştu. Şimdi de ABD’de böylesi bir eylemin yaşanması, gereken derslerin alınmadığını gösteriyor.